Organik Tarım Nedir?
"Organik Tarım, kelime itibariyle sentetik ve kimyasal
ilaçlar ile gübrelerin kullanımının yasak olduğu kontrollü
bir üretim şeklidir”. Organik Tarım zaman zaman Ekolojik Tarım,
Biyolojik Tarım gibi ifadelerle de anılmaktadır.
Organik tarım; ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu
kaybolan doğal dengeyi yeniden kurmaya yönelik, insana ve
çevreye dost üretim sistemlerini içeren, esas itibarıyla
sentetik kimyasal ilaçlar ve gübrelerin kullanımının yasaklanmasının
yanında, organik ve yeşil gübreleme, münavebe, toprağın
muhafazası, bitki direncini artırma, parazit, parazitoit
ve predatörlerden yararlanmayı tavsiye eden, bu olanakların
kapalı bir sistemde oluşturulmasını talep eden üretimde
miktar artışından çok ürünün kalitesinin yükseltilmesini
amaçlayan bir üretim şeklidir.
Bir ürünün organik (ekolojik) olabilmesi için Organik
tarıma uygun olarak yetiştirildiğinin bağımsız bir kontrol
ve sertifikasyon kuruluşu tarafından denetlenip onaylanması
gerekir. Aksi taktirde bu ürün Organik kurallara göre uygun
olarak yetiştirilse bile, kontrol ve sertifikasyonu yapılmadığı
için Organik ürün değildir. Bu ürünün yalnızca üretim aşamasında
değil, satın alım, depolama, işleme, paketleme ve satış
aşamalarında da Organik yöntemlere göre uygun işlem gördüğünün
kontrol ve sertifikasyon kuruluşu tarafından denetlenmesi
gerekmektedir.
Organik tarım 3 ana ilke üzerine inşa edilmiştir:
Doğa ile uyumlu şekilde üretim,
Kapalı sistem tarım
Ürün münavebesi (rotasyon)
Ana Hedefi : Doğal dengeyi kurmak ve korumaktır.
Temel özellikleri:
İnsana ve doğaya uygun olması,
Biyolojik çeşitliliğin yoğun olması,
Sentetik kimyasal ilaç ve gübrelerin kullanılmaması,
Organik ve yeşil gübreleme ve münavebe ile toprak verimliliğini
korumayı ön planda tutması,
Toprağı canlı bir unsur olarak ele alması,
Bitki gübrelemesi yerine toprağın gübrelenmesi,
Diğer tarım yöntemlerine göre daha az dış girdinin kullanılması,
Bitki ve toprak direncini artırıcı uygulamaların ön planda
tutulması,
Önceden tahmin ve erken uyarı tekniklerinden yoğun olarak
yararlanılması,
Hastalık, zararlı ve yabancı ot kontrolünün kültürel, mekanik.,
fiziksel ve biyolojik önlemlerin öncülüğünde çözülmesi,
çözüm mümkün değilse doğal pestisitlerin kullanılması,
Problemlerini öncelikle kendi iç sistemi içindeki dinamikler
ve uygulamalarla çözülmesi,
Agroekosisteme uygun, dayanıklı, sağlıklı tohum ve bitki
çeşitlerinin seçilmesi,
Üründe miktar artışından çok kalitenin yükseltilmesini amaçlamasıdır.
Organik tarımı daha geniş kapsamda düşünecek olursak, onu
bir tarım yöntemi olarak ele almak pek doğru değildir. Çünkü
organik tarım bir yöntem olmaktan çok, bir felsefe veya
yaşam tarzı olarak ele alınmalıdır. Artık günümüzde, özellikle
gelişmiş ülkelerde pek çok kişi organik tarımı bir yaşam
felsefesi olarak benimsemiş ve yaşamlarını ona göre yönlendirmişlerdir.
Organik Tarımın Doğuşu ve Tarihçesi
Organik tarımın başlangıcı 20.yüzyılın başlarına dayanmaktadır.
Zira çevre bilinci ve ozon tabakasındaki incelme ve dünya
geleceğinin tehlikeye girmesi gibi konular bu dönemde gündeme
gelmiştir.
Bu amaçla yapılan çalışmalarda önceleri çok çeşitli yöntemler
ve teoriler geliştirilmiş, hatta bu yöntemlere astrolojik
boyutlar katılarak ay ve yıldızların etkisini de üretime
katan ekoller ortaya çıkmıştır. Tüm bu ekoller incelendiğinde
görülen temel öğe ; ekolojik dengenin korunarak , bitkisel
ve hayvansal üretimin birlikte aile işletmeciliği şeklinde
yapılması , dolayısıyla üretimden tüketime kısa devrelerin
kurularak kendi kendine yeterliliğin sağlanmasıdır.
Bu nedenle 1. ve 2. Dünya savaşları sırasında popüler olan
Organik tarım 1950 yılından sonra Amerika Birleşik Devletleri'nin
Marshall yardımı ile önemini yitirmiş , sağlanan ekonomik
katkılar ve aşırı desteklemeler sonucu entansif tarım süratle
yayılmış, makineleşme, kimyasal ilaç ve gübreler ile kimyasal
katkı maddeleri kullanılmaya başlanılmıştır. 60’lı yılların
sonunda Avrupa Topluluğu'nun kurulması ve uyguladığı tarımsal
destekleme politikaları, 1970 de pestisitlerin ve kimyasal
gübrenin keşfi de bu gelişmeye katkıda bulunmuştur. Ancak
"Yeşil Devrim" olarak adlandırılan bu tarımsal
üretim artışının dünyadaki açlık sorununa bir çözüm getirmediğini
, aksine doğal dengeyi ve insan sağlığını süratle bozduğunu
gören kişi ve gruplar bu konuda araştırmalara başlamışlardır
. Bu araştırmaların sonucunda bilim çevreleri ve sivil toplum
örgütlerinin baskısıyla 1979 yılından itibaren DDT grubu
pestisitlerin kullanımı A.B.D.'den başlayarak tüm dünyada
yasaklanmıştır. Bu durumda Organik tarım tekrar gündeme
gelmiş , 1980 yılından sonrada tüketicilerin baskısıyla
aile işletmeciliği şeklinden çıkarak ticari bir boyut kazanmıştır.
ABD'de 0-2 yaş grubu çocuk mamalarının imalinde Organik
ürünlerin kullanılmasını zorunlu tutan yasanın da bu ticari
boyuta katkısını belirtmek gerekir.
Takip eden yıllarda konvansiyonel tarımın olumsuz etkileri
gözlendikçe, her ülke kendi başına Organik tarım çalışmalarına
başlamıştır.
IFOAM (International Federation of Organic Agriculture
Movement)
1970'li yıllara kadar ayrı ayrı devam eden geliştirme çalışmaları
1972 yılında IFOAM'ın (International Federation of Organic
Agriculture Movement) kurulması ile farklı bir boyut kazanmıştır.
Üç kıtadan 5 kurucu organizasyon tarafından oluşturulan
ve merkezi Tholey-Theley/Almanya'da olan "Uluslararası
Organik Tarım Hareketleri Federasyonu" (IFOAM) tüm
dünyadaki Organik tarım hareketlerini bir çatı altında toplamayı,
hareketin gelişimini sağlıklı bir şekilde yönlendirmeyi,
gerekli standart ve yönetmelikleri hazırlamayı, tüm gelişmeleri
üyelerine ve çiftçilere aktarmayı amaçlamaktadır.
IFOAM, tüm dünyada Organik üretime ilişkin kuralları ilk
olarak tanımlayan ve yazıya döken kuruluştur. Temel İlkeler
olarak geliştirilen kurallar dizini 1998 yılında IFOAM Temel
Standartları olarak modifiye edilmiş ve genel kurul tarafından
kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. Kuruluş, AB, Birleşmiş
Milletler Tarım-Gıda Örgütü (FAO), Dünya Ticaret Organizasyonu
(WTO), Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) gibi uluslararası
kuruluşlarla da Organik üretimle ilgili sıkı bir işbirliği
yapmaktadır.
http://www.ifoam.org
Avrupa Birliği Organik Tarım Yönetmenliği
Organik ürünler ticarete konu olunca beraberinde kontrol
ve sertifikasyona ilişkin yasal düzenlemeler gündeme gelmiştir.
Avrupa'da önceleri her ülke kendine göre bazı düzenlemeler
yapmış , daha sonra 24 Haziran 1991 tarihinde Avrupa Topluluğu
içinde Organik tarım faaliyetlerini düzenleyen 2092/91 sayılı
yönetmelik yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Ülkemizde Organik tarım faaliyetleri 1986 yılında Avrupa'daki
gelişmelerden farklı şekilde, ithalatçı firmaların istekleri
doğrultusunda, ihracata yönelik olarak başlamıştır. Önceleri
ithalatçı ülkelerin bu konudaki mevzuatına uygun olarak
yapılan üretim ve ihracata, 1991 yılından sonra Avrupa Topluluğunun
yukarıda adı geçen Yönetmeliği doğrultusunda devam edilmiştir.
Daha sonra 2092/ 91 sayılı yönetmeliğin 14 Ocak 1992 tarihinde
yayımlanan 94 /92 sayılı ekinde ; Avrupa Topluluğuna Organik
ürün ihraç edecek ülkelerin uymak zorunda olduğu hususlar
ayrıntıları ile belirtilmiş ve ülkelerin kendi mevzuatlarını
uygulamaya koymaları ve bu mevzuatın da dahil olduğu çeşitli
teknik ve idari konuları içeren bir dosya ile Avrupa Topluluğuna
başvurmaları zorunluluğu getirilmiştir.
Avrupa Topluluğu'ndaki bu gelişmelere uyum sağlamak üzere
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı çeşitli kurum ve kuruluşların
işbirliği ile Yönetmelik hazırlama çalışmalarına başlamış
ve "Bitkisel ve Hayvansal Ürünlerin Organik Metotlarla
Üretilmesine İlişkin Yönetmelik" 24 Aralık 1994 tarih
ve 22145 sayılı Resmi Gazete' de yayınlanarak yürürlüğe
girmiştir.
Türkiye Organik Tarım Kanunu ve Organik Tarım Yönetmeliği
Yönetmelik; alternatif bir üretim sistemi olan Organik
tarımın gerçekleştirilmesini sağlamak amacı ile çıkarılmış
olup Türkiye' de Organik tarım yapan üreticilerin ürünlerinin
Organik olarak değerlendirilebilmesi için gereklidir. İster
ihracat için olsun isterse yurt içi tüketim amacıyla üretilen
ürünler bu yönetmelikte belirtilen kurallar doğrultusunda
Organik olarak değerlendirilirler. Yönetmeliğin çıkarıldığı
yıl itibariyle yetersizliği söz konusu olmayıp, bugün için
bilhassa ürünlerin Avrupa’ya ihraç edilmesi sebebiyle Avrupa
Topluluğuna ait Organik Tarım Yönetmeliği ile uyum sağlaması
amacıyla yenilenmiştir..Yeni yönetmelik “Organik tarımın
esasları ve uygulanmasına ilişkin yönetmelik” 11.07.2002
tarihinde 24812.sayılı resmi gazete ile yürürlüğe girmiştir.
Bu konuda Bakanlığımız Organik Tarım Komitesi ve Ulusal
Yönlendirme Komitesinde üye olan resmi ve özel kuruluşlar
yapılan çalışmalar sonucunda oluşturulan Organik Tarım Kanunu
01.12.2004 tarihinde meclisden onay alarak geçmiştir. “Organik
Tarım Kanunu" 03.12.2004 tarihli 25659 nolu resmi gazetede
yayınlanarak yürürleğe girmiştir. Yeni çıkan Organik Tarım
Kanunu’nun gereği olarak yönetmeliğimizde bazı değişiklikler
yapılmış, en son haliyle “Organik Tarımın Esasları ve Uygulamasına
İlişkin Yönetmelik”, 10.06.2005 tarih ve 25841 sayılı resmi
gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO)
Dünyada başlangıcı çok eski yıllara dayanan Organik tarım
düşüncesi, zaman içinde uygulanmaya başlamış ve bu süreçte
faaliyetleri yönlendirme amacı ile birçok ülkede farklı
kuruluşlar oluşmuştur. Türkiye’ de Organik tarım ilk defa
1980’li yılların başında ticari anlamda sözleşmeli çiftçilerle
yapılmaya başlanmıştır. Ülkemizde Organik tarımın belli
bir şemsiye organizasyon altında hızlı ve sağlıklı gelişimini
sağlamak amacıyla Organik tarım felsefesine inanan üretici,
tüketici, işleyici, kontrolör, araştırıcı ve teknik elemanların
katılımıyla "Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği"
(ETO) 1992 yılında İzmir’ de kurulmuştur. Derneğin bu sektörde
çalışanlar, araştırıcılar, teknik elemanlar, üreticiler,
ihracatçılar, ticaretle uğraşanlar ve tüketiciler gibi farklı
kesimlerden oluşan, ülkemizin tüm yörelerinden bir araya
gelen yaklaşık 200 üyesi bulunmaktadır.
Organik Tarımda Danışmanlık ve Proje Yönetimi
Organik tarımda üretim şekli yönetmeliklerde belirtilen
standartlara göre yapılmaktadır. Üretim sırasında yukarıda
belirtilen yönetmeliklere uygunluğunun sağlanması, proje
yönetimiyle mümkün olup, bu noktada Zirai Danışmanlara ihtiyaç
vardır. Zirai Danışmanlar aracılığı ile projelerde yürütülen
faaliyetler, şu şekilde özetlenebilir:
Projelere üretici kayıtlarının yapılması(Üretici arazi
bilgilerinin, zirai faaliyet ve aletlerinin kayıt altına
alınması, arazi planlarının çizilmesi vb)
Yıl içinde üretici eğitimlerinin verilmesi
Üreticinin yıl içindeki faaliyet ve uygulamalarının takip
edilmesi
İhtiyaç duyulduğunda, üreticilere Zirai danışmanlık hizmetinin
verilmesi
Gerektiğinde, organik girdilerin temini konusunda üreticiye
yardımda bulunulması
Kontrol firmasıyla temasa geçilerek yıl içi üretici / işleyici
kontrollerinin yapılmasının sağlanması
Yaprak ve meyve analizlerinin yaptırılması; sonuca göre
bulaşma risklerini engelleyici önlemlerin alınmasının sağlanması
Tüm bu faaliyetler sonucunda, ürün sertifikasyonu için gerekli
şartların yerine getirildiğinin kanıtlanmasının ardından,
bir üreticinin ürününün sertifikalandırılması süreci tamamlanır.